Beyaz Bastonlu Doktor

yazar: tugrulbaba (alıntı)

İçinde yaşadığımız cemiyete baktığımızda, kimi insanların vücutça sağlam ve sağlıklı kimilerinin ise hasta, özürlü (ama, sağır, sakat vb.) olduğu gözümüze çarpar. Ve herkes bu hayat sahnesinde, ömür çerçevesi içinde kendine verilen rolü oynar ve gider.
Evet, özürlü olmak yani ama, sağır veya sakat olmak hayattan ümidini kesmeyi kendi kabuğuna çekilmeyi gerektirmez. Aksine, azim ve irade ile çalışıp, gayret gösterildiği takdirde insanın başaramayacağı şeyler yok gibidir.

Aşağıda size sunacağımız gerçek bir hayat hikâyesi buna güzel bir misaldir.

“Hartman ailesini oluşturan dört kişi evlerinde yemekten sonraki sohbet esnasında, iki gözü görmeyen oğulları David, eski bir konuya yeni bir şekil vererek;

—“Baba bana gerçeği söyle ben doktor olabilecek miyim?“ diye sordu.
Bir memur olan baba Fred Hartman, bu soruya hemen cevap vermedi, düşündü. Mevzu ciddi idi. David’i şımartmamalıydı. Çocuğun hayal âlemine dalmasına meydana vermemeliydi. Gözleri görmeyen bir çocuğu hangi tıp fakültesi kabul ederdi? David’in gerçekleri kabul etmesi lazımdı. Fakat bir baba olarak “hayır” demeye dili varmıyordu. Nasıl olur da David gibi arzu dolu bir çocuğun hayallerine set çekebilirdi.

-“Doktor olmak mı oğlum”

—“Bir defa denemeden birşey söylenemez” dedi.

Baba oğul karşılıklı gülüştüler. Daha çok küçük yaştan beri hep bu soruyu sorardı. Göz mercekleri sakat doğmuştu. Sekiz yaşma bastığında artık görmez olmuştu.
On yaşma geldiğinde, bir gün:

-“Baba bende top oynayabilir miyim?” diye sorunca, babası:
Baba oğlun bulmuş oldukları bir yol ile David top oynamayı becermişti. Baba çimenlerin üzerine topu hızla savurunca topun çimenlerin üzerinde çıkan seslerini dikkatle izleyen David, topa ayağı ile gayet isabetli vuruyordu.

-“Bir deneyelim” demişti.
Bu başarı David’e kendi kendine bazı işleri görmesinde yardımcı oldu. Karanlıktan korkunca: “Anne ayakta duramıyorum” diye seslendiği vakit çocuğu kolundan tutar sarsardı. O zaman çocuk kendi başına ayakta durabileceğine inasurdı. Annesi David’e ev işleri yaptırır, çocuğa kendine itimat duygusu verirdi.

David’in hata kabul etmez sert karakterli hocası ki kardeşi idi. David odada unutmuş olduğu körlere mahsus kol saatini kız kardeşinden isteyince 0: “Git kendin al, her zaman işlerine koşacak kimselerin etrafında bulunacağım sanma” diye David’e yapabileceği işleri yaptırır, ona cesaret verirdi. Böylece David kör olmakla her şeyini kaybetmediği inancıyla büyüdü. 13 yaşına geldiğinde doktor olmayı kafasına koymuştu- Bunu söyleyince kendisine acıyarak bakanları göremiyordu. Overbrook körler okulundan ayrılıp Havertons kolejine kaydoldu. Okulun başarılı bir öğrencisi olmuştu.

David’e kolej öğretmenleri ve arkadaşları tarih, psikoloji gibi bir branş seçmesini söylüyorlardı. Doktor olmak için çetin bir mücadeleye girdiği biyoloji hocasına şunları söylüyordu. “-Bakınız Hocam benin diğer arkadaşlardan hiç bir farkım yok, evet gözlerimin görmediği bir gerçek, fakat her insanın bazı noksan tarafı olur. Bence asil noksanlık hiçbir şey yapmadan mücadele vermemektir. Doktor olmak istiyorum ve iyi bir doktor olacağıma inanıyorum. Özellikle sakatlıkları benimki gibi olanlara yardım edebilmek en buy-tık arzumdur. Tıp Fakültesine devam edebilmem için okulumun beni hazırlamasını rica ediyorum.”

1972 yılı ilkbaharında bu sağlam vücutlu, beyaz bastonlu delikanlı kolejdeki dört yıllık öğrenimini 4 puan üzerinden 3,8 alarak üstün bir başarı ile bitirdi. Tam on ayrı tıp fakültesine kabul edilmek için başvurdu. Nisan ayında bunlardan sekiz tanesinden ret cevabı geldi. 27 Nisan’da çok ümit ettiği tıp fakültesinden de ret cevabı geldi. Esasen karanlık bir dünyada yaşayan David’in dünyası büsbütün kararmıştı.

Fakat Philadelphiya Üniversitesinden cevap gelmemişti. Üniversite senatosu “Bugüne kadar böylesine başarılı olmuş bir öğrenciye işi nereye kadar götüreceğini göstermesi için bir şans tanımalıyız” dedi.

Çok geçmeden üniversiteden kabul mektubu geldi. Ve David büyük bir heyecanla okula kaydoldu. Fakültede işler çok kolay gideceğe benzemiyordu. Mesela anatomi dersinde özel problemlerle karşı karşıya idi. Lastik eldivenle bir kadavra üzerinde çalışırken ancak büyük organları tanıyabiliyor, vücuttaki sinir örgüsü gibi organları tanıyabiliyordu. Çıplak elle çalışmaktan başka çıkar yol yoktu. Çalışma bittikten sonra ellerini antiseptik forma dehid koruyucunun içinde temizliyordu.

En zor ders Histoloji (doku bilimi) idi.
Mikroskopta görülen şekilleri öğrenmek işini ancak hocalarının ve arkadaşlarının görüntülerin neye benzediğini kendisine söylemeleri ile yürüyordu.

David dersler için ses kayıt bantlarından faydalanamıyordu. Körler ses kayıt bandı derneği, David için 30 ciltlik kitabı banda kaydedip kendisine hediye etti.

İkinci sınıfın dersleri oldukça zordu. Her gün altı dersi izleyebilmek için önce okulda bu dersleri banda alıyor, sonra evde bu derslerin özetini kayıt yapıyordu. Altı saatlik bir ders için on iki saatlik bir çalışma gerekiyordu. David için kritik bir yıl olan üçüncü sınıfta artık üniversite hastanesinin hastaları üzerinde çalışması gerekiyordu. Kendisinin bu işlerin üstesinden gelemeyeceğine hala inananlar vardı. Röntgen filmlerini inceleyemezdi. Göz, kulak, burun muayenelerini bir yardımcısız yapamazdı. Hastanın derisinin rengini hemşire söylemese bilemezdi. Bütün bu eksikliklere karşılık, David’de bazı duygular aşırı gelişmişti. Çok kuvvetli işitme kabiliyetli olduğu için streteskop kullanmada usta oldu. Büyük temas kabiliyeti olduğu için göğüs veya karma bir iki dokunması ile iç organların durumunu hemen anlıyordu. Her şeyden önemlisi hastanın şikâyetlerini büyük bir sabır ve dikkatle dinlemesini biliyordu.

Durumu gören Prof. Dr. John Marten,
Eğer hastaya konuşma hakkı verirseniz, O size en doğru bulguyu verir, David Hartman gözlerinin görmez oluşu yüzünden hastayı dikkatle dinleyip gerçeği ortaya çıkarabiliyor” dedi. David teşhis dersinden tam not alarak hocasının bu fikirlerini doğruladı.

Son sınıf biterken David, kendisi hakkında şüphesi olan herkesi inandırmıştı, kendisi müstesna.

27 Mayıs 1976 da David Hartman tıp doktoru diplomasını alarak inanılmaz gibi görünen bir işi başarmıştı...

Mezuniyetlerinden bir iki hafta sonra körler derneğinin 25. kuruluş yıldönümünde, dernek başkanı, David’i: “-İnsan ruhunun zaferini kazanan David Hartman karşısında inançlarımızın yenilendiğini, azimli bir insanın başaramayacağı bir iş olmayacağım bildiririm” diye misafirlere iftiharla takdim ediyordu.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !